top of page

Kadına Yönelik Şiddet

Updated: Oct 1, 2021

Kadına yönelik şiddet en ciddi en üzücü konulardan biri ve ne yazık ki hala sık sık gündeme gelmekte. Kadına yönelik şiddet hakkında ne kadar konuşsak ne kadar bilinçlensek azdır.

İlginç bir detay vereceğim. Uçak fobisi oldukça yaygın bir korkudur. Hepimiz uçak korkusu yaşayan en az bir kişi tanıyoruzdur, ya da belki kendimiz bundan muzdaribizdir. Ve illa ki her uçak yolculuğu esnasında dikkatimizi etrafımıza verdiğimizde en az bir kişinin koltuğunda korku dolu ifadelerle oturduğunu görebiliriz. Peki size şu acı gerçeği söylesem ne dersiniz: Eşimiz tarafından öldürülme ihtimalimiz uçak kazasında ölme ihtimalinden çok daha yüksek!

Bir başka deyimle: Uçakla seyahat ederken kendi evimizin dört duvarı arasından daha güvendeyiz..


Ne kadar ağır, ne kadar hüzün verici bulgular! Ve maalesef ki bizim ülkemizde, güzel insanlarıyla, vicdanlı insanlarıyla çok sevdiğimiz Türkiye’mizde bu sayılar dünyanın birçok ülkesinden çok daha yüksek! Bir kadın olarak dehşete düşüyorum. Türk’lüğümle gurur duyan biri olarak hüsrana uğruyorum, utanıyorum bu bilgiler karşısında. Ve sorguluyorum: ‘Neden’? Neden bizim ülkemizde hala bu kadar kadın cinayetleri var? Neden bizim ülkemizde kadına saygı bu kadar az? Nerede yanlış yapıyoruz?


Örneğin.. Evimize görümcemizin kayınvalidesinin komşusu geldiğinde.. ya da köyümüze yabancı turistler geldiğinde.. göstermediğimiz hüner göstermediğimiz misafirperverlik göstermediğimiz saygı kalmıyor. Ne kadar hoş. Ama ne yazık ki on kat ellere gösterdiğimiz saygıyı annemize, ablamıza, kız kardeşimize, karımıza, kızımıza, kız arkadaşımıza göstermiyoruz. En yakınlarımızda başlıyor haksızlıklar. Evde bekarken ‘babana söylerim görürsün gününü’ tehdidiyle başlayıp evlendikten sonra ‘kocana laf söyleme sakın’ diye tembihleyen nice annelerimiz var mesela. Ne kadar üzücü..


Oysa ki bir insan hayata karşı güven duyabilmesi için ilk önce annesine ve babasına güvenebilmeli. Kadın erkek fark etmeksizin bir insanın en temel ihtiyaçlarından biridir bu ailemize karşı güven duymak! Ailemiz, bizi koşulsuz seven, hata yapsak da düşsek de kalksak da sığınabileceğimiz limanımız olmalı bu hayatta…….!


Kadına yönelik şiddeti önlemek için her şeyden önce bireysel olarak işe başlamalıyız. Ailemizde çevremizde şiddete maruz kalan kadınların olduğundan şüpheleniyorsak ya da birebir tanık oluyorsak o kadına sahip çıkmalıyız. Elimizden hiçbir şey gelmiyorsa manen destek olmalıyız. Ailesinden yardım göremeyecekse kadın sığınma evlerine gitmesi için teşvik etmeliyiz.


Peki aile olarak ne yapabiliriz? İşte en büyük görev burada düşüyor hepimize. Bir kere evlenirken kızımıza ‘kocan saçının teline zarar verirse bu eve geri geliyorsun’ güvenini vermeliyiz! Çünkü bir kadını asıl çaresiz bırakan şey ‘kocamla geçinemezsem ailem beni kabul etmez reddeder o yüzden buna katlanmalıyım’ düşüncesidir. Kızımızın boşanmış olması şiddete maruz kalmasından daha mı kötü gerçekten? Hani vicdanımız hani sevgimiz hani ana babalık duygumuz..


Ve aslında bunun çok çok daha öncesinde küçüklüklerinde başlıyor görevimiz. Bir kere babayla korkutmamalı! Çocuklarımızı terbiy.e etmenin başka bir sürü yol varken lütfen babalarıyla tehdit etmeyelim. Küçüklüğümüzdeki baba figürü yetişkin hayatımızdaki tüm erkekleri temsil eder. Küçükken babadan korkan kız çocuğu büyüyünce kocasından korkar. Sevgi korku üzerine kurulmamalı asla, kurulamaz ki zaten.

Tıbben ‘patolojik sevgi’ ya da ‘patolojik ilişki’ diye adlandırdığımız basit deyimiyle ‘hastalıklı sevgi’ ya da ‘hastalıklı ilişkiler’ en çok kimler tarafından kuruluyor biliyor musunuz? Çocukluğunda aile içi şiddete maruz kalan ya da tanıklık eden kadınlar tarafından! İlişkisinde/evliliğinde devamlı şiddet gördüğü halde ilişkisini devam ettiren kadın şiddetin kendisine tanıdık gelmesinden dolayı ilişkinin içinde kalmayı seçiyordur çoğu zaman.

Çünkü sevgiyi ve aile olmayı çocukken ailemizden öğreniyoruz. Ailemizde şiddet varsa şiddeti sevgiye ve aileye dahil sanabiliyoruz. Çok tandık geldiği için bize güven duygusu bile verebiliyor. Beynimiz bunu böyle kodlayabiliyor. Sonuç: patolojik bir ilişkinin içinde kalıyoruz çıkamıyoruz. Evladımıza yapabileceğimiz en büyük kötülük şiddet dolu bir evliliği sürdürmek, onun küçük dünyasında şiddeti bu sayede ‘normalleştirmektir’.


Alkol bağımlısı eşler vardır mesela, döver yapar eder ‘affet beni’ diye ağlar ve ertesi gün yine içip içip döver. Kendiliğinden düzelir diye beklemek maalesef ki büyük bir hüsran doğuracaktır. Bin kere de yemin etse alkol bağımlısı ya da şiddete meyilli bir kişi gerçekten iyileşmek istese bile bunu tek başına başaramaz. Şiddet eğiliminden ve alkol ya da uyuşturucu problemlerinden kurtulmak için uzun süreli ve sağlam bir tedavi gereklidir. Şiddet gören kadına ve çocuklarına da bireysel terapi gereklidir. Bu uzun yolların ve yoğun emeklerin sonucunda eşle yolların ayrılması istenmiyorsa ek olarak bir aile terapisine de gidilmesi gerekir. Terapiden çekinmeyin terapi hayat kurtarır! Yeniden gerçek bir aile olmak istiyorsak eğer başarılı bir tedavi şarttır.


Ne yazık ki ‘Aman millet duymasın ne der’ diye alkol veya uyuşturucu bağımlısı ve ya şiddet gösteren oğlunu tedavi ettirmekten çekinen kaçınan nice anne babalar var. Ne kadar üzücü.. Oğlumuzdan iyileşmeyi nasıl esirgeriz? O bizim evladımızsa, iyileşmesi için elimizden geleni ardımıza koymamalı. Şiddete meyil bir yardım çağrısıdır ne olursa olsun yardım etmeliyiz çocuğumuza.


Ve yine çok çok daha öncesinde küçüklükte farklı eğitmektir asıl görevimiz. Bazı aileler var ki ülkemizde küçücük erkek çocuğu annesinden daha fazla söz hakkına sahip.. Akla mantığa sığmıyor! Çocuğa annesine karşı saygı aşılamak lazım her şeyden önce. Çocuğun annesini ezip geçmesine izin vermek yerine ona dünyanın gerçeklerinden bahsetmek lazım. Yeri geldiğinde ‘annen seni 9 ay karnında sevgiyle büyüttü biliyor musun’ demek lazım. Baba bunu yapmıyorsa anne bunu yapmalı. Oğullarımıza kadınların değerini kadın olarak yine en iyi biz anlatabiliriz biz öğretebiliriz. Onlara kadına sevgi saygı göstermeyi öğretmek bizim yükümlülüğümüzdür.


‘Sen erkeksin’, ‘sen yaparsın’lar da yanlış mesela. Tabi ki çocuğumuzu öveceğiz özgüven vereceğiz ama bunları cinsiyetiyle bağdaştırmak hataya sebep olur. Hiçbir insan ilahlaştırılmamalı öyle değil mi? Oysa ki bazen erkek çocuklarımıza yaptığımız, istemeden hissettirdiğimiz tam da bu oluyor. ‘Benim oğlumu kimse üzemez, benim oğluma kimse laf söyleyemez, benim oğlum aslan kral, büyüyünce bütün kızlar benim oğlumun peşinden koşucak, o kız da kim benim oğlumun elinin kiri bile değil’ gibi ve buna benzeyen bilumum cümlelerle erkek çocuklarımızın kafalarına fark etmeden işliyoruz. Sonra bir gün bir bakmışız ‘bana küfretti dayanamadım tokatladım’ diyor.. daha da kötüsü ‘bana küfretti dayanamadım öldürdüm’ diyor..

Çocuklarımızın üzerindeki etkimizin farkına varmalıyız! Söylediğimiz cümlelerin, önlerinde yaptığımız davranışların etkisinin farkına varmalıyız. 1 yaşında bile olsa ‘küçüktür anlamaz’ yanılgısına düşmemeliyiz. Tahminimizden çoook çok daha fazlasını anlıyorlar çünkü!


Erkeklik gururu diye bir şey yaratıldı bir de. Gurur erkeğe özel bir duygu değildir halbuki. Bunun önüne geçmek için oğullarımızla küçükten itibaren konuşmalı iletişim kurmalı hayatta her istediğinin olmayacağını anlatmalı. Kendi iyiliği için anlatmalı. Her başvurduğu işe alınmayacak, parası olmadığında her istediğini alamayacak, yeterince para kazansa da bazen istediği şeylere harcamak için vakti olmayacak, her gün mutlu olmayacak, her insanı sevmeyeceği gibi her insan da onu sevmeyecek, anlaşamadığı kişiler olacak, her hoşlandığı kız ondan hoşlanmayacak, karşılıklı aşk yaşadığı kadın belki gün gelicek ayrılmak isteyecek. Hayat tam olarak bu, bu gerçekleri aile olarak biz anlatmazsak çocuğumuza kim anlatacak? Karamsar çocuk yetiştirmeyelim elbet fakat yeri geldiğinde hayatın gerçeklerini de göstermek yine ebeveynin görevidir. Ayakları yere basan bir yetişkin haline gelmek her çocuğun hakkıdır.

Sabrın önemini, hayatta birçok şeyin kontrolümüz dışında olduğu gerçeğini, ama hiçbir acının kalıcı olmadığını ve her sıkıntının sonunda ruhsal olarak olgunlaşıp güçleneceğimizi anlatabiliriz. Hayatımızdaki insanlar hata yaptıklarında suç işlediklerinde günaha girdiklerinde bizi aldattıklarında üzdüklerinde canımızı yaktıklarında hiçbirinin cezasını kesme görevinin bizde olmadığını öğretmeliyiz. Bunları öğretmekle biz sorumluyuz!

Doğru davranışları öğretirken sadece anlatmakla kalmayıp davranışlarımızla da örnek olmalıyız.

Çok daha fazla sevgi göstermeliyiz mesela. Çocuk sevgiyle şımarmaz! Şımarma her şeye ‘evet’ deme gibi farklı eğitim şekillerinden dolayı ortaya çıkar. Sevgi görmek her çocuğun en temel ihtiyacıdır. Çocuk küçüklüğünde yeterince sevgi görmediği takdirde başka bir insanla sağlıklı bir bağ kurmasını öğrenemez! Ve bu tüm yetişkin ilişkilerini etkiler. Hem sevgiye aç olup hem yoğun bir güven sorunu yaşar.

Yeterince sevgi görmeyen kız çocukları büyüdüklerinde bilinçaltlarında ‘küçükken de kimse beni sevmedi demek ki sevilmeye layık değilim’ kaygısıyla yaşarlar. Ve hayatlarına kendilerine kötü davranan bir erkek girdiğinde erkek pişman olup af diledikçe ‘ama bu adam beni seviyor en azından bak yoksa pişman olmazdı, başka bi adam sevmez ki beni’ düşüncesiyle kendisine acı veren belki şiddet bile gördüğü ilişkileri uzunca yıllar sürdürebilirler.

Yeterince sevgi görmeyen bir erkek çocuğu ise yetişkin olduğunda bilinçaltında ‘küçükkende sevilmedim sevilmeye layık değilim yine sevgi görmeyeceğim hayatım boyunca reddedileceğim’ kaygısını taşır. Ve bir gün gerçekten de sevgisine karşılık vermeyen ya da sevgisi biten bir kadınla karşılaştığında tüm bilinçaltı korkuları su üstüne çıkar ve bu acıyla nasıl baş edeceğini bilemeyebilir. Sonucu belki sadece hüsran. Ama sonucu belki de şiddet. Sonucu belki cinnet. Sonucu belki cinayet..

Bahsettiğim senaryolar elbetteki en kötü senaryolar her ilgisiz sevgisiz kalan çocuk büyüdüğünde kötülük yapmaz. Çoğu kişi ‘sadece’ büyük bir güven sorunu yaşayıp ilişkilerinde ve evliliklerinde acı çekmekle kalır. Sadece diyorum ama ebeveyn olarak bu riski almak istiyor muyuz? Canımızdan çok sevdiğimiz evlatlarımız mutlu huzurlu bir hayat yaşamayı hak etmiyorlar mı ki? Ve ne mutlu bize ki bunun için bir şeyler yapabiliriz, onlara daha çocukluklarında hayat için en güzel başlangıcı en güzel hediyeyi verebiliriz. Koşulsuz sevgi vererek! Ve sevgi göstermek için asla geç kalmış değiliz!


Çocuklarımıza sevgiyi ve huzurlu bir aile yaşamını aşılarken dikkat etmemiz gereken başka noktalar da var elbet. Çocuğumuza sevgi göstermenin önemli olduğu kadar çocuğumuzun yanında eşimize sevgi göstermek de önemli mesela. Özellikle babanın anneye karşı sevgi ve saygı dolu, şefkat dolu yaklaşması çocukların psikolojisi için geleceği için çok önemlidir. Bu sayede çocuk aile olmayı sevgiyle saygıyla bağdaştıracaktır. Erkek çocuğu babasının bu davranışını örnek alıp genel olarak kadınlara karşı daha saygılı davranacaktır. Kız çocuğu ise babasının bu davranışını esas alıp kendisine aynı sevgi saygı çerçevesinde yaklaşmayan erkekleri hayatından silmeye daha yatkın olacaktır, değer gördüğü bir erkekle olmayı seçecektir.

Kısacası kadına yönelik şiddeti engellemek için ilk önce kendimizden başlamalıyız. Kendi davranışlarımızı süzgeçten geçirip gerekiyorsa değiştirmeliyiz. Ağaç yaşken eğilir çocuklarımızı eğitmek için küçükten başlamalıyız. Evlatlarımıza saygıyı, değer görmeyi ve değer vermeyi öğretmeliyiz. Öğretmeliyiz ki hepimiz kendi evimizin dört duvarı arasında güvende olalım. Evimizde uçakta olduğumuzdan daha güvende olalım! Çünkü sevgimizle koruyabiliriz çocuklarımızı ancak. Sevgiyle kendi değerlerini öğretebiliriz en iyi onlara. O yüzden en çok sevgiyi öğretelim. Hatta belki erkek çocuğumuza biraz daha fazla sevmeyi, kız çocuğumuza biraz daha fazla sevilmeyi öğretelim.


Sevgiyle kalın..



622 views0 comments

Recent Posts

See All

Commentaires


bottom of page